17 Şubat 2019 Pazar

KUR’AN’DA ZAMANLA İLGİLİ KAVRAMLAR


KUR’AN’DA ZAMANLA İLGİLİ KAVRAMLAR


El-an (şu anda, şimdi)
=================
[“An” kelimesi, Kitap’ta “şu anda”, “şimdi” manalarında kullanılıyor.]

2/71 … işte şimdi gerçeği getirdin …
2/187 … Artık şimdi onlara yaklaşın.
4/18 … ölüm gelip çatınca; “ben şimdi tevbe ettim,” diyenlere …
8/66 Şimdi Allah sizden [endişelerinizi/günahlarınızı] hafifletti…
10/51 … şimdi mi inandınız?…
10/91 … şimdi mi? Oysa sen [Fir’avn] daha önce isyan etmiş ve fesatçı olmuştun.
12/51 … el ane hashasel hakk (= işte şimdi hak yerini buldu)
72/9 … artık şimdi [cinlerden] kim dinlemek istese kendisini gözeten bir ışın bulur.

Hıyn (zaman)
============
[“Hıyn” kelimesi Kitap’ta iki manada kullanılıyor: 1) “an” manasında, 2) “zaman” manasında, 3) süresi belli olmayan bir “zaman aralığı” manasında kullanılıyor.]

2/36 … Birbirinize düşman olarak inin; sizin yeryüzünde bir zamana kadar (= ila hıynin) kalıp yaşamanız gerekiyor.
2/177 …[savaş için] bir araya geldikleri zaman (= hıynel be’s) sabredenler…
5/101 … eğer Kur’an indirildiği zaman (= hıyne yünezzilül kur’an) onları sorarsanız size açıklanır …
5/106 Ey iman edenler, birinize ölüm yaklaşınca vasiyet zamanı (= hıynel vasiyyeti) sizden iki adil kişi şahitlik etsin…
7/24 Allah buyurdu: Birbirinize düşman olarak inin; yeryüzünde bir zamana kadar (= ila hıyn) kalıp geçinmeniz gerekiyor …
10/98 … onları bir zamana kadar (= ila hıyn) yaşatmıştık.
11/5 … örtülerine büründükleri zaman bile (= hıyne yestağşune siyabehüm) bile Allah, onların gizlediklerini ve açığa vurduklarını bilir.
12/35 … bu delilleri gördükleri halde yine onu [Yusuf’u] bir zamana kadar zindana atmak kendilerine uygun geldi.
14/25 Rabbinin izniyle her zaman (= külle hıynin) meyvesini verir…
16/6 hıyne türiyhune ve hıyne tesrehun … (mer’adan getirdiğiniz zaman ve gönderdiğiniz zaman…)
16/80 … bir zamana kadar (= ila hıyn) kullanacağınız giyecek …
21/39 Kafirler … ateşi savamayacakları zamanı (= hıyne la yekuffune) … bir bilselerdi.
21/111 … [azabın ertelenmesi] belki sizi denemek ve bir zamana kadar (= ila hıyn) yaşatmak içindir.
23/25 … “bir zamana kadar (= ila hıyn) onu [Nuh’u] gözetleyin.”
23/54 … bir zamana kadar (= ila hıyn) onları gafletleri içinde bırak.
24/58 … öğle zamanı elbiselerinizi çıkarıp yatacağınız zaman (= ve hıyne tedaune siyabeküm) …
25/42 … azabı gördükleri zaman (= hıyne yeravnel azab) kimin yolunun sapık olduğunu bileceklerdir.
26/218 O, seni görür, namaza durduğun zaman (= hıyne tekuum).
28/15 Halkı kendisinden habersiz olduğu bir zamanda (= hıyne gafletün) [Musa] şehre girdi…
30/17 O halde akşama girdiğiniz zaman (= hıyne tumsuun).
30/17 Ve sabaha erdiğiniz zaman (= ve hıyne tüsbihun) Allah’ı tesbih edin.
30/18 Göklerde ve yerde günün sonunda da , öğleye erdiğiniz zaman da hamd O’na mahsustur.
36/44 Bizden bir rahmet ve bir zamana kadar geçinmeniz için (= illa rahmeten minna ve metaen ila hıyn).
37/148 İman ettiler ve Biz de onları bir zamana kadar (= ila hıyn) geçindirdik.
37/174 Bir zamana kadar (= ila hıyn) onlardan yüz çevir.
37/178 Bir zamana kadar (= ila hıyn) onları kendi hallerine bırak.
38/3 … fakat artık kurtuluş zamanı (= hıyne menas) geçmişti.
38/88 Bir zaman sonra (= ba’de hıynin) onun haberinin [gerçek olduğunu] çok iyi bileceksiniz.
39/42 Allah, ölüm zamanı nefsleri vefat ettirir (= Allahu yeteveffel enfüsü hıyne mevtiha) …
39/58 Yahut azabı gördüğü zaman (= hıyne teral azab) …
51/43 Semud’a da; bir zamana kadar sefa sürün denmişti (= ve fi semude iz kıyle lehum temetteu hatta hıyn).
52/48 … [namaza] durduğun zaman Rabbini övgü ile an (= ve sebbih bi hamdi rabbike hıyne tekuum).
76/1 İnsan üzerinden, o anılmaya değer bir şey değilken devirden bir zaman geçmedi mi? (= hel eta ‘alel insani hıynün min-ed dehri lem yekün şey’en mezküra).

Hıyne izin

56/84 Ki siz de o zaman (= hıyne izin) [ölmekte olan kimseye] bakar durursunuz.

Vakt
==========
[“Vakt” kelimesi Kitap’ta, “günün bir vakti” manasında kullanılıyor. “Vakt” kelimesi, “saat” kelimesinin aksine, bir zaman aralığını değil, belli bir zamanı (mesela kuşluk vakti) ifade etmede kullanılıyor.]

15/38 Bilinen vaktin gününe kadar (= ila yevmil vaktil ma’lum) ertelendin.
38/81 Bilinen vaktin gününe kadar (= ila yevmil vaktil ma’lum) ertelendin.

[Yukarıdaki iki ayette, “yevmil vakt” (= vaktin günü) ifadesi, “yevmüs-saah” (= saatin günü) ifadesine benzer bir gramer içinde kullanılmaktadır.]

Li vaktiha

7/187 … onu [Saat’i] tam vaktinde tecelli ettirecek olan ancak O’dur (= la yücelliha li vaktiha illa huu) …



Mikatu (belirlenmiş bir vakit)

7/142 … böylece Rabbinin [Musa için] tayin ettiği vakit tamamlanınca (= fe temme mikatu rabbihi) …
26/38 Böylece sihirbazlar belli bir günün vaktinde bir araya getirildi (= fe cumias seharatü li mikati yevmin ma’lum).
56/50 Belli bir günün [Kıyamet] buluşma vakti için mutlaka toplanacaklardır (= li mecmu’une ila mikati yevmin ma’lum)

Mikaten

78/17 Muhakkak ki hüküm günü belli bir vakittir (= inne yevmel fasli kane mikaten).

Li mikatina

7/143 Musa tayin ettiğimiz vakitte Bizimle buluşmağa gelince (= ve lemma cae musa li mikatina)…
7/155 Ve Musa, Bizimle buluşma vakti için kavminden yetmiş adam seçti (= ve ehtare musa kavmehu seb’iyne raculen li mikatina)…

Mikatuhüm

44/40 Hüküm günü, hepsinin buluşma vaktidir (= inne yevmel fasli mikatuhüm ecme’iyn)

Mevakitu

2/189 … de ki; onlar insanlar ve hacc için vakitlerdir (= kul hiye mevakitu linnasi vel hacc).

Mevkuuta

4/103 … çünkü namaz, mü’minlere vakitli olarak yazılmıştır [farz kılınmıştır] (= kanet ‘alel mü’miniyne kitaben mevkuuta)

Saat (saat)
============
[“Saat” kelimesi Kitap’ta iki farklı manada kullanılmaktadır: 1) Kıyamet Saati manasında hususi bir olayı ifade eden çerçevede, 2) Günün kısa bir kısmını ifade eden bildiğimiz “saat” manasında.]

6/31 … o Saat kendilerine ansızın gelip çatınca …
6/40 … siz, Allah’ın azabı gelse, yahut o Saat gelse Allah’tan başkasına mı yalvarırsınız? …
7/187 ... O [saatin emri], göklere de yere de ağır gelmiştir...o size ansizin gelecektir...
9/117 Allah, Nebi’yi ve o zorluk saatinde ona tabi olan muhacirleri ve ensarı affetti…
10/45 … sanki onlar sadece gündüzün, görüşüp tanıştıkları bir saati kadar dünyada kalmış gibidirler …
[Bu konuyla ilgili öteki ayetler şunlardır: 46/35, 79/46, 18/19, 23/113]

10/49 … her ümmetin bir eceli vardır; ecelleri gelince ne bir saat geri kalırlar, ne de ileri giderler.
12/107 ... onlar hiç farkında değilken ansızın o saatin kendilerine gelmeyeceğinden emin midirler?
15/85 … o Saat de mutlaka gelecektir.
16/61 …fakat onları [insanları] belli bir süreye kadar (= ila ecelin müsemma) erteler; ecelleri gelince ise ne bir saat geciktirilir, ne de bir saat öne alınır.
16/77 Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir; Saat’in emri bir göz açıp kapama gibi, yahut daha yakındır; şüphesiz Allah herşeye gücü yetendir.
18/21 … Allah’ın vaadinin hakk olduğunu ve Saat’te bir olasılık olmadığını bilsinler (= ve ennes saate la raybe fiha)
18/36 … “Saat’in kaim olacağını da zannetmiyorum” (= ve ma ezunnus saate kaimeten) …
19/75 … nihayet vaadedildikleri [azabı] yahut Saat’i gördüklerinde (= hatta iza raev) …
20/15 O saat mutlaka gelecektir; Herkesin peşinde koştuğu işlerle cezalanması için, neredeyse onu gizleyeceğim.
21/49 Sakınanlar görmedikleri halde Rablerinden korkarlar (= yahşevne), Saat’ten de çekinirler (= ve mine-s saati müşfikun).
22/1 Ey insanlar! Rabbinizden korkun; çünkü saatin depremi cidden korkunç bir şeydir (= inne zelzeletus saate şey'ün aziym).
22/2 Onu gördüğünüz gün her emziren emzirdiğinden geçer, her hamile yükünü bırakır; insanları sarhoş görürsün, halbuki onlar sarhoş değillerdir, ama Allah'ın azabı şiddetlidir.
22/7 Ve o Saat mutlaka gelecektir (= ve innes saatu atiyetün); onda olasılık yoktur (= la raybe fiha) …
22/55 İnkar edenler ise o saat ansızın kendilerine gelinceye, yahut o hayırsız günün azabı kendilerine gelinceye kadar ondan [Kur'andan] yana kuşku içindedirler.
25/11 … Biz Saat’i yalanlayanlara alevli bir ateş hazırlamışızdır.
30/12 O saat kaim olduğu gün (= yevme tekumus saatu) suçlular susarlar.
30/14 O saat kaim olduğu gün onlar [inananlar ve inanmayanlar] ayrılırlar.
30/55 O saat kaim olduğu gün (= yevme tekumus saatu) suçlular bir saatten fazla kalmadıklarına (= ma lebisu gayre saatin) yemin ederler...
31/34 Muhakkak ki Saat’in ilmi Allah katındadır…
33/63 … de ki; onun ilmi Allah katındadır; ne bilirsin, belki o Saat yakındır.
34/3 İnkar edenler; “o Saat bize gelmez,” dediler; de ki; hayır, gaybı bilen Rabbim hakkı için, o mutlaka size gelecektir; göklerde ve yerde zerre miskali [bir şey] O’ndan saklı kalmaz, ne bundan küçük ne de büyük; [hepsi] apaçık bir kitaptadır.

[Bu ayetten anlaşıldığına göre, inkar edenler – ve belki de bütün insanlar – daha önce ölmüş olsalar bile Kıyamet Saatinin dehşetini mutlaka göreceklerdir. Bunun nasıl olacağını bilemiyoruz, ama başka ayetler de bu manayı destekliyor (mesela 21/49, 40/46, 79/46 ayetleri).]

34/30 De ki, sizin için belli bir gün vardır (= le küm mi’adu yevmin); ondan ne bir saat tehir edilirsiniz, ne de önceye alınırsınız (= la testa’hirune anhu saaten ve la testakdimun).
40/46 … Saat’in kaim olduğu gün de, “Fir’avn ailesini azabın en çetinine sokun,” [denilir].
40/59 Saat mutlaka gelecektir, onda olasılık yoktur (= innes saate le atiyetün la raybe fiha).
41/47 Saat’in ilmi Allah’a havale edilir. …
41/50 … “Saat’in kaim olacağını da zannetmiyorum”… (= ma ezunnus saate kaimeten)
42/17 ... Ne bilirsin, belki de o saat yakındır?
42/18 … iyi bil ki o Saat üzerinde tartışanlar uzak bir sapıklık içindedirler.
43/61 O [Kur'an veya Hz. İsa] saat için bir bilgidir (= ilmun); o saatin geleceğinden şüphe etmeyin, bana uyun; doğru yol budur.
43/66 Onlar ille de o saatin kendilerine hiç farkında olmadıkları bir sırada ansızın başlarına gelmesini mi bekliyorlar?
43/85 … Saat’in ilmi de O’nun yanındadır, …
45/27 Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır; o saat kaim olduğu gün, işte o gün iptalciler hüsrana uğrayacaktır.
45/32 Allah’ın vaadi hakdır; Saat’te de olasılık yoktur (= ves saatü la raybe fiha).
46/35 … azabı gördükleri gün sanki gündüzün bir saati kadar yaşamış gibi olurlar…
47/18 İlle saatin ansızın kendilerine gelmesini mi bekliyorlar? İşte onun belirtileri geldi; o uyarıldıkları saat kendilerine geldikten sonra öğüt almaları nasıl olur?
54/46 Hayır, buluşma zamanları o saatir; o saat cidden cok feci ve acıdır!
79/42 Sana Saat [hakkında] soruyorlar …
79/46 Onlar onu [Saat’i] gördükleri zaman [dünyada veya kabirde] sanki bir akşam veya kuşluk vakti kadar kalmış gibi olurlar.

El-yevm (gün)
============
[“Yevm” kelimesi ve türevlerinin geçtiği yaklaşı 400 ayet var, bunlardan ancak bir kısmını aşağıya kaydettim. Ayetlerde bu kelimenin kullanımlarına dikkatle bakınca, “gün” kavramının insanlar için de bulundukları yere göre – mesela dünyada ve ahirette - izafi olduğu dikkate çarpıyor.]

1/4 …din günü (= yevmüddin)
2/8 … ahiret günü (= yevmel ahira)
2/85 … kıyamet günü (= yevmel kıyameti)
2/249 … bu gün (= el-yevme)
3/9 … kendisinde tereddüt olmayan gün (= yevmün la raybe fihi)
6/15 … azim bir gün (= yevmün aziym)
6/73 … ol, dediği gün olmuştur (= ve yevme yekulü lehu kün, fe yekun)
6/73 … Sur’a üflendiği gün (= yevme yunfahu fis suur)
6/158 [Saatin] ayetlerinden bazıları geldiği zaman, daha önce iman etmemiş olan bir kimsenin imanı fayda vermez (= (= yevme ye’tiy ba’du ayatü rabbike la yenfeu nefsen imaneha lem tekün amenet min kabl)
7/14 … [İblis] dedi, “bana toplanacakları güne kadar mühlet ver (= kale enzirni ila yevmi yub’asun).
14/41 … hesabın kaim olduğu gün (= yevme yekumul hisab)
14/48 … o gün arz, başka bir arza tebdil edilir, gökler de (= yevme tübedelül arda gayrel ardi ve semavat)
15/38 … dedi: sen mühlet verildin, bilinen vaktin gününe kadar (= kale fe inneke minel munzariyn ila yevmil vaktil ma’lum)
17/58 Hiçbir kent yoktur ki Biz, kıyamet gününden önce onu yok edecek, yahut ona şiddetli bir şekilde azab edecek olmayalım; bu Kitab’da yazılmıştır.
18/19 … bir gün veya günün bir kısmı orada kaldık (= yevmen ev ba’da yevmin)
18/47 … o gün dağları [kaldırıp] yürütürüz ve sen arzı dümdüz görürsün (= ve yevme nüseyyirul cibale ve teral arda barizeten)
19/15 Doğduğu gün ve öldüğü gün ve tekrar diriltildiği gün ona [Yahya] selam olsun (= ve selamün aleyhi yevme vulide ve yevme yemutu ve yevme yub’asu hayya)
19/33 Doğduğum gün de, öleceğim gün de ve tekrar diriltileceğim gün de bana [İsa] selam verilmiştir (= ves selamu ‘aleyye yevme vulidtu ve yevme emutu ve yevme üb’asu hayya)
20/59 Musa dedi: müsabaka için] vadedilecek gün bayram günü olsun.(= kale mev’uduküm yevm-üz ziyneti)
20/102 … Sur’a üflendiği gün (= yevme yünfahu fis sur)
21/104 … o gün semayı yazı tomarları [kitap sayfaları] gibi düreriz (= yevme natvis semai ke tayyis-sicilli lil kütüb)
22/55 … o saat ansızın gelinceye kadar (= hatta ye’tiyes saati bagteten )
23/113 … “bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık, sayanlara (= aaddiyn) sorun,” dediler.
25/22 … melekleri gördükleri gün, işte o gün mücrimlere müjde yoktur.
25/25 … gök bulutlarla yarılıp da melekler bir iniş indikleri gün (= ve yevme teşakkaku-s semae bil gamami ve nezzelel melaiketü tenzila)
26/38 … sihirbazlar belli bir günün vaktinde bir araya getirildiler (= fe cumi’as seharati fi mikati yevmin ma’lum)
26/88 … o gün ne bir mal, ne de evlatlar fayda vermez (= yevme la yenfeu malun vela benuun)
27/87 … Sur’a üfürüldüğü gün (= ve yevme yenfahu fis suur)
28/71 … eğer Allah, geceyi kıyamet gününe kadar sürekli kılsa …
28/72 … eğer Allah, gündüzü kıyamet gününe kadar sürekli kılsa …
30/12 … Saat’in kaim olduğu gün (= yevme tekumus saate)
30/14 … Saat’in kaim olduğu gün (= yevme tekumus saate)
32/5 … sonra [emr], ölçüsü sizin saymanızla bin sene olan bir günde O’na yükselir (= sümme ya’rucu ileyhi fi yevmin kane mikdaruhu elfe senetin mimma teuddun)
32/29 … fetih günü (= yevmel feth)
33/44 O’na kavuştukları gün “selam” ile karşılanırlar…
38/16 … hesap günü (= yevmel hisab)
38/26 … hesap günü (= yevmel hisab)
38/53 … hesap günü (= yevmel hisab)
40/16 … bu gün mülk kimindir? Tek ve kahhar olan Allah’ın.
40/29 … [Musa dedi:] ey kavmim, bu gün mülk zahiren bu ülkede sizin.

[Bu ayette geçen “zahiriyne” kelimesi “galip gelenler” manasına da geliyor.]

44/10 … göğün açık [görülen] bir duman (= duhan) getireceği günü gözetle!
44/16 … o gün büyük bir vuruşla vururuz, zira Biz intikam alıcıyız.
50/20 … vaad günü (= yevmül vaad)
50/34 … süreklilik günü (= yevmil hulud)
50/42 … o gün o sesi gerçek olarak işitirler.
50/42 … çıkış günü (= yevmül huruc)
50/44 … gün arz onlar için yarılır, hızla koşarlar (= yevme teşakkak-ul ardu anhum sera’an)
52/9 … o gün gök bir çalkanışla çalkalanır (= yevme temuuru-s semai mevra)
54/19 Biz onların [Aad ulusunun] üzerine uğursuz bir günde uğultulu bir kasırga saldık.
55/29 … O [Allah] her gün maksatlı bir iştedir (= külle yevmin hüve fi şe’nin )
56/50 Belli bir günün vaktinde mutlaka toplanacaklardır (= le mecmu’une ila mikati yevmin ma’lum)
57/12 O gün mü’min erkekleri ve mü’min kadınları, nurları önlerinde ve sağlarında, koşar halde görürsün.
62/9 … Cuma günü (= yevmil cum’a)
64/9 sizi topladığı gün (= yevme yecme’uküm)
66/7 … ey kafirler, bu gün özür dilemeyin (= ya eyyühellezine keferu la ta’tezirul yevme)
70/4 Melekler ve Ruh, mikdarı elli bin sene olan bir günde O’na yükselirler.
70/8 … o gün sema erimiş maden gibi (= kel mühl) olur.
73/14 … o gün arz ve dağlar sarsılır (= tercüfu)
78/38 … o gün melekler ve Ruh saflar halinde dururlar.
78/39 … işte bu hakk günüdür (= zalikel yevmül hakk)
79/6 o gün şiddetli sarsıntı sarsar (= yevme tercüfu racife)
79/7 ardından başka bir sarsıntı gelir (= tetbeuher radife)
79/46 onlar onu [o Saat’i] gördüklerinde sanki [dünyada] bir akşam veya kuşluk vakti kalmış gibi olurlar (= ke ennehüm yevme yeravneha lem yelbisu illa aşiyyen ev duhaha)
80/34 (= işte o gün kişi kaçar kardeşinden (= yevme yefirru-l mer’u min ahiyhi)
83/6 (= o gün insanlar alemlerin Rabbi’nin divanında dururlar (= yevme yekumun nasu li rabbil ‘alemin)
101/4 o gün insanlar dağılmış gece kelebekleri gibi olurlar (= yevme yekünün nasi kel feraşil mebsus)

Yevmen (bir gün)

2/259 … bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık
18/19 … bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık
20/103 … kendi aralarında gizlice; “dünyada on günden fazla kalmadınız,” derler.
20/104 … en örnek aldıkları (= emselehüm tariykaten); “siz sadece bir gün kaldınız”, derler.
22/47 … Rabbinin katında bir gün, sizin saydığınızla bin sene gibidir.
23/112 Buyurdu: Yeryüzünde kaç sene kaldınız? (= kale kem lebistüm fil ardi adede siniyne)
23/113 (= dediler: “Bir gün yahut günün bir kısmı kadar kaldık”, sayanlara sorun (= kalu lebisna yevmen ev ba’da yevmin fes’elil ‘aaddiyn).
40/49 Ateştekiler cehennem bekçilerine dediler: “Rabbinize dua edin de hiç değilse bizden azabu bir gün hafifletsin.”

Yevmüküm haza (sizin bu gününüz)

6/130 … bu gününüzde …
21/103 … işte bu vaadedildiğiniz gününüzdür (= haza yevmüküm-üllezi küntüm tuadun).
32/14 … bu gününüz …
39/71 … sizi bu gününüzle karşılaşacağınız hakkında uyaran elçiler gelmedi mi? …
45/34 … siz bu gününüzle karşılaşmayı nasıl unuttunuzsa …

Fi yevmeyni (iki günde)

41/12 (= sonra onları iki günde yedi sema olarak kaza etti ve her semaya [o semanın] emrini vahyetti(= fe kadahünne seb’a semavatin fi yevmeyni ve evha fi külli semain emreha)

Şehr (ay)
============
[“Şehr” kelimesi Kitap’ta zaman birimi ay manasında kullanılmaktadır.]

Eş-şehru (o ay)
2/185 … Ramazan ayı (= şehrü ramedan) … ki Kur’an onda indirilmiştir …
2/194 Haram ay (= eş-şehrül haram) …
2/217 Sana haram ayında savaşmaktan soruyorlar …
5/2 … haram aya …
5/97 … haram ay (= veş şehrül harame)
34/12 Süleyman’a da sabah gidişi bir ay (= guduvvuha şehrun), akşam dönüşü de bir ay olan rüzgarı musahhar kıldık …
97/3 Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır (= leyletül kadri hayrun min elfi şehr).

Şehren (bir ay)
9/36
46/15

Şehreyni (iki ay)
4/92
58/4

Eş-şuhur (o aylar)
9/36

Eşhurin (aylar)

2/197 Hac, bilinen aylardadır …
2/226
2/234
9/2
9/5
65/4


Sene (sene)
============
[“Sene” kelimesi Kitap’ta “sene/yıl” manasında kullanılmaktadır, fakat burada sene, 12 ay senesidir (yaklaşık 355 gün). Ayrıca bazı ayetlerde Allah katında bir günün insanların saydığı ile bin sene (22/47) olduğu da ifade edilmektedir. Bundan başka sayısı elli bin sene olan bir günden de bahsedilmektedir (32/5).]

Seneh (sene)

2/96 … her biri bin sene yaşatılmasını ister (= lev yu’ammeru elfe senetin)…
5/26 [Allah] buyurdu ki: Orası onlara kırk sene (= erba’iyne senetin) yasaklandı; o yerde şaşkın şaşkın dolaşacaklar …
22/47 … Rabbinin yanında bir gün, sizin saydıklarınızdan bin sene gibidir (= ve inne yevmen inde rabbike ke elfi senetin mimma te’uddun).
29/14 Andolsun Biz, Nuh’u kavmine gönderdik, onların arasında bin seneden elli [sene] eksik kaldı (= fe lebise fihim elfe senetin illa hamsine ‘ama)…
32/5 Emri gökten yere tedbir eder; sonra o mikdarı elli bin sene olan bir günde O’na çıkar (= sümme ya’rucu ileyhi fi yevmin kane mikdaruhu elfe senetin mimma tauddun).
46/15 … nihayet insan güçlü çağına erip kırkıncı senesine varınca (= ve belaga erbaiyne seneten) …
70/4 Melekler ve Ruh, mikdarı elli bin sene olan bir günde O’na çıkar (= ta’rucul melaiketü ver ruhu ileyhi fi yevmin kane mikdaruhu hamsine elfe seneh).

Siniyn (seneler)

12/42 … fakat Şeytan o adama [Yusuf’un durumunu] söylemeyi unutturdu; böylece Yusuf birkaç yıl daha zindanda kaldı (= fe lebise fis-sicni bid’a siniyne).
12/47 [Yusuf] dedi ki: Siz adetiniz üzere yedi yıl [tahıl] ekersiniz (= kale tezrau seb’a siniyne) …
18/11 Bunun üzerine o mağarada nice yıllar onların kulaklarına ağırlık vurduk [onları derin bir uykuya daldırdık] (= fe darabna ‘ala azanihim fil kehfi siniyne adeda).
18/25 “[Onlar] mağaralarında üç yüz yıl kaldılar, dokuz da ilave ettiler” [dediler] (= ve lebisu fi kehfihim selase mietin siniyne ve ezdadu tis’an).
20/40 … Medyen halkı arasında yıllarca kaldın (= fe lebiste siniyne fi ehli medyene); sonra takdir ettiğimiz bir vakitte bize geldin ey Musa!
23/112 Ve buyurdu: Yeryüzünde sayıca kaç sene kaldınız? (= kale kem lebistüm fil ardi adede siniyne).
26/18 [Fir’avn] dedi ki: “Biz seni içimizde bir çocuk olarak yetiştirmedik mi? Ömründe nice yıllar aramızda kalmadın mı? (= kale e lem nürebbike fina veliyden ve lebiste fi na min umurike siniyn)
26/205 Görmedin mi, Biz onları yıllarca yaşatsak (= efe raeyte in metta’nahüm siniyne).
30/4 Birkaç yıl içinde (= fi bid’i siniyne); bundan önce de sonra da emr Allah’ındır; o gün mü’minler sevinir.




Es-siniyn (seneler)
10/5 Güneşi ziya, ayı da nur yapan, senelerin sayısını ve hesabı bilmeniz için ona menziller takdir eden O’dur (= ve kadderehu menazile li ta’lemu aded-es siniyne vel hisab); Allah, bunları hak ile yaratmıştır; bilen bir ulus için ayetleri tafsil etmektedir.
17/12 Biz gece ve gündüzü iki ayet yaptık; gecenin ayetini sildik, gündüzün ayetini aydınlatıcı yaptık ki hem Rabbinizin lutfunu arayasınız, hem de senelerin sayısını ve hesabı bilesiniz (= ve li ta’lemu ‘aded-es siniyle vel hisab); Biz herşeyi iyice tafsil ettik (= ve külle şey’in fassalnahu tafsiyla).

[Bu ayetteki “gecenin ayetini sildik” ifadesi, ayın da daha önce parlak bir ışık verdiği fakat daha sonra sönüp karardığı şeklinde yorumlanmaktadır ki bu yerinde bir yorumdur.]

Dehr (devir / uzun zaman)
====================
45/24 Ve dediler ki; ne varsa şu düya hayatımızdır, başka değil; ölürüz, yaşarız, bizi sadece devir helak ediyor (= ve kalu ma hiye illa hayatüned dünya nemutu ev nahya ve ma yühliküna ille-d dehr) …
76/1 İnsan üzerinden, o anılmaya değer bir şey değilken devirden bir zaman geçmedi mi? (= hel eta ‘alel insani hıynün min-ed dehri lem yekün şey’en mezküra).

Asr (asır, ikindi vakti)
========
103/1 Asra andolsun ki (= ve’l ‘asr)

Ecel (ölçülü bir zaman süresi)
=======================
[“Ecel” kelimesi Kitap’ta “ölçülü bir zaman süresi” manasında geçmektedir.]

Eccelte (ecellendirmek)

6/128 Hepsini bir araya topladığı gün: Ey cinler topluluğu, siz insanlarla çok uğraştınız, (= kad isteksertüm minel insi) [der]; onların insanlardan dostları derler ki: “Rabbimiz, birbirimizden yararlandık (= rabbena estemta’ ba’duna bi ba’din) ve bize verdiğin sürenin sonuna ulaştık (= ve belagna ecelen’ellezi eccelte lena); [Allah] buyurdu ki: Durağınız ateştir; Allah’ın dilemesi hariç orada ebedi kalacaksınız (= kale’n naru mesvaküm halidine fiha illa ma şa allah) ; şüphesiz Rabbin hakiym ve aliymdir.

Uccilet (ecellendirilmiş)

77/12 Ertelenmiş oldukları gün [hüküm günü] için (= li eyyi yevmin uccilet).

Ecel (süre, ecel)

2/282 Ey iman edenler; belirli bir süreye kadar birbirinize borç verdiğinizde (= iza tedayentüm bi deynin ila ecelin müsemma) onu yazın …
4/77 … kendilerine savaş yazılınca hemen içlerinden bir grup, insanlardan Allah’tan korkar gibi, hatta daha fazla korkmaya başladılar; “Rabbimiz, niçin bize savaş yazdın? Bizi yakın bir süreye kadar ertelesen olmaz mıydı?” dediler (= levla ahhartena ila ecelin karib); de ki: Dünya geçimi azdır, kim sakınırsa ahiret onun için daha hayırlıdır, size kıl kadar haksızlık edilmez.
6/2 O’dur sizi bir kilden yaratıp sonra bir ecel kaza eden (= huvellezi halekaküm min tıynin sümme kada ecela); belli bir süre de kendi katındadır (= ve ecelün müsemmen indehu); böyle iken siz hala kuşkulanıyorsunuz.
[Bu ayette geçen ikinci ecel, insanın ölümünden kıyamet gününe kadar geçecek olan süre olarak anlaşılabilir.]
6/60 O’dur ki, geceleyin sizi vefat ettirir (= ve huvellezi yeteveffaküm bil leyl) ve gündüzün ne işlediğinizi bilir; sonra sizi belirlenmiş bir sürenin kaza edilmesi için kendinize getirir (= sümme yeb’asüküm fihi li yukda ecelün müsemma); sonra dönüşünüz O’nadır; sonra da size yaptıklarınızı haber verecektir.
7/34 Her ümmetin bir eceli vardır; ecelleri gelince ne bir saat tehir edilir, ne de öne alınırlar (= ve li külli ümmetin ecelün fe iza cae ecelühüm la yesta’hirune saaten ve la yestakdimun).
7/135 Biz onlardan [İsrail oğullarından] bir süreye kadar (= ila ecelin) azabı kaldırınca, hemen yeminlerini bozmaya başladılar.
10/49 … her ümmetin bir eceli vardır; ecelleri gelince ne bir saat tehir edilir, ne de öne alınırlar (= li külli ümmetin ecelün fe iza cae ecelühüm la yesta’hirune saaten ve la yestakdimun).
11/3 Ve Rabbinizden mağfiret dileyesiniz, sonra O’na tevbe edesiniz ki, sizi belirlenmiş bir ecele kadar (= ila ecelin müsemmen) güzelce yaşatsın ve her lutuf sahibine lutfetsin; fakat eğer yüz çevirirseniz, ben sizin için büyük bir günün azabından korkarım.
11/104 Biz onu sadece sayılı bir süre için erteliyoruz (= ve ma nu’ahhiruhu illa li ecelin ma’dud).
13/2 Allah O’dur ki, gökleri görebileceğiniz bir direk olmadan yükseltti (= allahüllezi rafeas semavati bi gayri amedin teravneha); sonra Arş üzerine istiva etti (= sümm-esteva ilel arşi), güneşi ve ayı musahhar kıldı (= ve sahhara-ş şemse vel kamer), herbiri belli bir süre için akıp gitmektedir (= küllün yecri li ecelin müsemma); [Allah] emri yönetir, ayetleri tafsil eder ki, Rabbinizle karşılaşacağınıza kesin inanasınız (= bi likai rabbiküm tukınun).
13/38 Andolsun Biz, senden önce de elçiler gönderdik, onlara da eşler ve çocuklar verdik; Allah’ın izni olmadan hiçbir elçi ayet getiremezdi; her ecelin bir kitabı vardır (= li külli ecelin kitabun).
13/39 Allah, dilediğini mahveder, dilediğini bırakır; ana kitap O’nun yanındadır (= yemhullahu ma yeşa ve yüsbit ve indehu ümmül kitab).
14/10 Elçileri: “Gökleri ve yeri çatlatarak açan (= faatiri-s semavati vel ard) Allah hakkında mı şüphe [ediyorsunuz]? O, sizin günahlarınızdan bir kısmını bağışlamak ve sizi belirlenmiş bir süreye kadar ertelemek için (= ve yuahhiruküm ila ecelin müsemma) sizi davet ediyor,” dediler; onlar ise: “Siz de bizim gibi insandan başkası değilsiniz; bizi atalarımızın taptığından döndürmek istiyorsunuz; o halde bize açık bir delil getirin,” dediler.
14/44 İnsanları kendilerine azabın geleceği şu günden uyar ki, zalimler: “Rabbimiz, bizi yakın bir süreye kadar ertele (= rabbena ahhirna ila ecelin kariyb) de senin davetine icabet edelim ve elçilerine uyalım,” derler; peki, önceden sizin için hiç zeval olmadığına yemin etmemiş miydiniz?
16/61 Eğer Allah insanları zulümleriyle cezalandırsaydı, [yeryüzünde] tek canlı bırakmazdı; fakat onları belli bir süreye kadar erteler (= ve lakin yuahhiruhum ila ecelin müsemma); ancak ecelleri geldiğinde ne bir saat tehir edilir, ne de öne alınırlar (= fe iza cae ecelühüm la yesta’hirune saaten ve la yestakdimun).
20/129 Eğer Rabbin tarafından söylenmiş bir kelime ve belirlenmiş bir süre olmasaydı [onların helak edilmeleri] lazım gelirdi (= ve levla kelimetün sebekat min rabbike le kane lizamen ve ecelün müsemma).
22/5 … dilediğimizi belirli bir süreye kadar rahimlerde tutarız (= ve nukırru fil erhami ma neşau ila ecelin müsemma) …
22/33 [Kurbanlık hayvanlarda] sizin için belli bir süreye kadar faydalanma vardır (= lekum fiha menafiu ila ecelin müsemma) …
28/29 Musa [söz verdiği] süreyi tamamlayıp ailesiyle yola çıkınca Tur’un yan tarafında bir ateş gördü (= felemma kada musa el ecele ve sare bi ehlihi anese min canibi-t tur) …
29/5 Kim Allah ile buluşmayı umuyorsa Allah’ın süresi gelmektedir (= men kane yercu lika allahi fe inne ecel-allahi le aatin); O, işitendir, bilendir.
29/53 Senden azabı acele istiyorlar; eğer belirlenmiş bir süre olmasaydı, onlara hemen azab gelirdi (= ve yesta’ciluneke bil azabi ve levla ecelün müsemmen le cae hümül azab); fakat hiç farkında olmadıklar bir sırada o kendilerine ansızın gelecektir (= ve le ye’tiyennehüm bagteten ve hüm la yeş’urun).
30/8 Kendi nefslerinde hiç düşünmediler mi ki Allah, gökleri ve yeri ve bu ikisi arasında bulunanları ancak gerçek olarak ve belli bir ecel ile yaratmıştır (= eve lem yetefekkeru fi enfüsihim ma halek allahu-s semavati vel arda ve ma beynehüma illa bil hakki ve ecelün müsemma)? İnsanlardan çoğu Rablerine kavuşmayı inkar etmektedirler.

[Yukarıdaki ayette, “semavat ve arz ve bu ikisi arasındakiler”den bahsedilmektedir. Burada neden “ve ma fihinne” (= bu ikisi içindekileri) denmemiştir, bunu düşünmek gerekiyor.]

31/29 Görmedin mi Allah, geceyi gündüzün içine sokuyor, gündüzü de gecenin içine sokuyor; güneşi ve ayı musahhar kılmıştır; hepsi bir ecele doğru akıp gitmektedirler (= küllün yecri ila ecelin müsemma); Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
35/13 [Allah] geceyi gündüzün içine sokuyor, gündüzü de gecenin içine sokuyor; güneşi ve ayı musahhar kılmıştır; hepsi bir ecele doğru akıp gitmektedirler (= küllün yecri ila ecelin müsemma); işte Rabbiniz Allah budur, mülk O’nundur; O’ndan başka yalvardıklarınız ise bir çekirdek zarına bile malik değildirler.
35/45 Eğer Allah insanları kazandıkları yüzünden [hemen] tutacak [cezalandıracak] olsaydı [yeryüzünde] tek canlı bırakmazdı; fakat Allah onları belirli bir süreye kadar erteliyor (= velakin yuahhiruhum ila ecelin müsemma); Allah, kullarını görmektedir.
39/5 Gökleri ve yeri gerçeklik olarak yarattı; geceyi gündüzün üzerine sarar, gündüzü de gecenin üzerine sarar (= ve yükevvirül leyle alen nehari ve yükevvirün nehara alel leyl); güneşi ve ayı da musahhar kılmıştır, hepsi bir süre için akıp giderler (= küllün yecri li ecelin müsemma); dikkat et ki O, aziz ve çok bağışlayandır.
39/42 Allah, ölme vaktinde olan nefsleri vefat ettirir (= allahu yeteveffel enfüse hıyne mevtiha); ölmeyenleri de uykularında (= vellezi lem temut fi menamiha); sonra ölümü kaza ettiğini tutar (= fe yümsikülleti kada aleyhel mevt), ötekileri de belli bir ecele kadar gönderir (= ve yürsilül uhra ila ecelin müsemma); şüphesiz bunda düşünen bir ulus için ayetler vardır (= inne fi zalike le ayatin li kavmin yetefekkerun).
42/14 … eğer Rabbinden [onlar için] belli bir süreye kadar bir kelime geçmiş olmasaydı, aralarında hüküm verilirdi (= ve lev la kelimetün sebekat min rabbike ila ecelin müsemma le kudiye beynehüm) …
46/3 Biz, gökleri, yeri ve bu ikisi arasındakileri ancak hak ile ve belli bir ecel ile yarattık (= ma halakna-s semavati vel arda vema beynehüma illa bil hakki ve ecelin müsemma); kafirler uyarıldıklarından yüz çevirmektedirler.
63/10 Biriniz kendisine ölüm gelip de: “Rabbim, beni yakın bir süreye erteleseydin de sadaka verip iyilerden olsaydım,” (= lev la ahharteni ila ecelin karib) demeden önce, size verdiğimiz rızıktan sadaka verin.
71/4 Ki [Allah] günahlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi belli bir ecele kadar ertelesin (= ve yuahhirküm ila ecelin müsemma); muhakkak ki, Allah’ın süresi geldiği zaman ertelenmez, bunu bilseydiniz (= inne ecel allahi iza cae la yuahhiru lev küntüm ta’lemun).

Ecelen (bir süre)

6/2 O’dur sizi bir kilden yaratan, sonra da bir ecel kaza eden (= huvellezi halekaküm sümme kada ecelen); belirli bir süre de kendi katındadır; böyle iken siz hala kuşkulanıyorsunuz (= ve ecelün müsemmen indehu sümme entüm temterun).
17/99 Görmediler mi ki, gökleri ve yeri yaratan Allah, kendilerinin benzerlerini de yaratmaya kaadirdir? Onlar için de bir ecel yapmıştır ki onda tereddüt yoktur (= ve ceale lehüm ecelen la raybe fihi); zalimler ancak inkarda diretirler (= fe eba-ez zalimune illa küfura).
40/67 O’dur ki [önce] sizi topraktan yarattı (= hüvellezi halekaküm nin türabin); sonra nutfeden, sonra alekadan [embriyodan] yarattı; sonra sizi bir bebek olarak çıkarıyor; sonra güçlü çağınıza eresiniz, sonra da ihtiyarlar olasınız diye sizi yaşatıyor; içinizden kimi daha önce vefat ettiriliyor (= ve min küm men yuteveffa min kabli); belli bir ecele erişmeniz ve akledesiniz diye.

Ecelena (süremiz)

6/128 Hepsini bir araya topladığı gün: Ey cinler topluluğu, siz insanlarla çok uğraştınız, (= kad isteksertüm minel insi) [der]; onların insanlardan dostları derler ki: “Rabbimiz, birbirimizden yararlandık (= rabbena estemta’ ba’duna bi ba’din) ve bize verdiğin sürenin sonuna ulaştık (= ve belagna ecelena-ellezi eccelte lena); [Allah] buyurdu ki: Durağınız ateştir; Allah’ın dilemesi hariç orada ebedi kalacaksınız (= kalen naru mesvaküm halidine fiha illa ma şa allah); şüphesiz Rabbin hakiym ve aliymdir.

Ecelihi (onun süresi / eceli)

2/235 … ve farz olan bekleme süresi dolmadan nikah bağını bağlamaya kalkmayın (= ve la ta’zimu ukdeten nikahi hatta yeblugal kitabu ecelehu) …
2/282 Ey iman edenler; belirli bir süreye kadar birbirinize borç verdiğiniz zaman (= iza tedayentüm bi deynin ila ecelin müsemma) onu yazın … az olsun, çok olsun onu süresine kadar yazmaktan çekinmeyin (= ve la tes’emu en tektubuuhu sagiyren ev kebiren ila ecelihi) …

Ecelüha (onun süresi)

15/5 Hiçbir ümmet ecelini ne geçebilir, ne de ondan geri kalır (= ma tesbiku min ümmetin eceleha ve ma yesta’hirun).
23/43 Hiçbir ümmet ecelini ne geçebilir, ne de ondan geri kalır (= ma tesbiku min ümmetin eceleha ve ma yesta’hirun).
63/11 Allah, eceli geldiğinde hiçbir nefsi geciktirmez (= ve len yu’ahhir allahu nefsen iza cae ecelüha); Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

Ecelühüm (süreleri)

7/34 Her ümmetin bir eceli vardır; ecelleri gelince ne bir saat tehir edilir, ne de öne alınırlar (= ve li külli ümmetin ecelün fe iza cae ecelühüm la yesta’hirune saaten ve la yestakdimun).
7/185 Onlar göklerin ve yerin yönetimi üzerinde ve Allah’ın bir şey’den yarattıkları üzerinde [bakıp] düşünmediler mi? Ecellerinin yaklaşmış olduğuna da (= ve en ‘asa en yekune kad ikterabe ecelühüm); peki, bundan sonra hangi söze inanacaklar?
10/11 Eğer Allah, insanlar hayrı acele istedikleri gibi, şerri de onlara acele verseydi, süreleri hemen kaza edilmiş olurdu; fakat Bizimle buluşmayı ummayanları Biz azgınlıkları içinde bırakırız, bocalar dururlar.
10/49 … her ümmetin bir eceli vardır; ecelleri gelince ne bir saat tehir edilir, ne de öne alınırlar (= li külli ümmetin ecelün fe iza cae ecelühüm la yesta’hirune saaten ve la yestakdimun).
16/61 Eğer Allah insanları zulümleriyle cezalandırsaydı, [yeryüzünde] tek canlı bırakmazdı; fakat onları belli bir süreye kadar erteler (= ve lakin yuahhiruhum ila ecelin müsemma); ancak ecelleri geldiğinde ne bir saat tehir edilir, ne de öne alınırlar (= fe iza cae ecelühüm la yesta’hirune saaten ve la yestakdimun).
35/45 Eğer Allah insanları kazandıkları yüzünden [hemen] tutacak [cezalandıracak] olsaydı [yeryüzünde] tek canlı bırakmazdı; fakat Allah onları belirli bir süreye kadar erteliyor (= velakin yuahhiruhum ila ecelin müsemma); Allah, kullarını görmektedir.

Ecelühünne (süreleri)

2/231 Kadınları boşadığınızda, [bekleme] sürelerini tamamladılarsa (= fe belagne ecelehünne); ya onları iyilikle tutun; ya da iyilikle bırakın …..
2/232 Kadınları boşadığınızda [bekleme] sürelerini tamamladılarsa (= fe belagne ecelehünne), kendi aralarında güzelce anlaştıkları takdirde [eski] kocalarıyla evelenmelerine engel olmayın; …
2/234 İçinizden vefat edenlerin geriye bıraktıkları eşleri dört ay on gün [bekleyip] kendilerini gözetirler; sürelerini tamamlayınca (= fe iza belagne ecelehünne) artık kendileri için uygun olanı yapmalarında size bir günah yoktur; Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
65/2 Sürelerini tamamladıklarında (= fe iza belagne hünne) ya onları güzelce [yanınızda] tutun, yahut onlardan ayrılın; …
65/4 … hamile olanların [bekleme] süresi (= ve ulatul ahmali ecelehunne), yüklerini bırakmaları kadardır …

El Eceleyn (iki süre)

28/28 [Musa] dedi: “Bu seninle benim aramızda [bir sözleşme]; demek ki iki süreden hangisini tamamlarsam (= eyye mel eceleyni kadaytu), bana düşmanlık yok; Allah bu söylediğimize vekildir.


29 Ocak 2019 Salı

SHEYATEEN


Hey $EYTAN Ayetciler !
Once $EYTAN ile $EYATIIN arasindaki farki gozetin :->

For that occassion I would like to point out an inherent
error in the translations of the Qur'an about SATAN (shaytan/seytan) 
and SHAYATEEN (shayaateen). 

The word SHAYATEEN occurs in the following ayats.

006.121 SHAYATEEN inspire their friends to quarrel with you.
006.121 if you follow them you will be one of mushrikin.
007.030 Those who are in error have taken SHAYATEEN as their friends,
        and they think they are rightly guided.
019.083 SHAYATEEN give false honours to kafirin.  
017.027 squanderers (=mubazzir) are the brothers of SHAYATEEN.
002.102 SHAYATEEN told stories about Suleyman's Mulk.
002.102 SHAYATEEN rejected faith (kafaru).
002.102 SHAYATEEN taught magic to people. (the magic that was revealed to
        Harut and Marut).
006.071 People lured aside by SHAYATEEN on earth are therefore bewildered.
006.112 Unto every prophet, there are SHAYATEEN from mankind and jinn, who
        inspire one another misleading and devious statements.
114.006 Whisperers are of the jinn, and of mankind.
021.082 Allah gave Suleyman some SHAYATEEN who dived for him, and did
        other work.
038.036 ..gave Suleyman SHAYATEEN, every builder and diver, and others
        enslaved in chains.  
026.221 SHAYATEEN descend on every sinful and liar (kulli affakin asim).
026.223 SHAYATEEN listen eagerly, but most of them are liars (=kazibu).
067.005 made lights in the lower heavens missiles (=rujum) for SHAYATEEN.
002.014 ...When they are alone with their SHAYATEEN...
026.210 the Quran was not brought by SHAYATEEN.
081.025 the Quran is not the word of outcast SATAN. 
        (here, it is not SHAYATEEN but SATAN. hk.)

ves-selam.

Hey Lan Salman !
Ne dedin ?  $eytan mi, $eyatiin mi ?

Hey Lan Mollalar !
Ne dediniz ? $eytan mi, $eyatiin mi ?
Eger Kitabi gozleriniz yari kapali okuyor olmasaydiniz, boyle
olum-fetvalari yagdirmaniza gerek kalmadan meseleyi halledebilirdiniz...
Verin bakalim simdi bana o vadettiginiz paraciklari...Rustu'yu oldurmeden
sorununuzu hallettim...

Hey Lan Rustu,
Kitabin yayinindan kazandigin paralarin yarisini hak etmedim mi ?
Kelleyi kurtardin yine, fakat paraciklarindan yarisi diyetin olarak
benimdir....bu dunyada vermezsen ahirette alacagim olsun...
B
Chevalier des Mots

25 Kasım 2018 Pazar

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI baslangicinin duzeltilmis kopyasi


TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI (* )
Kanun No.: 2709 Kabul Tarihi: 7.11.1982
BAŞLANGIÇ (Değişik: 23/7/1995-4121/1 md.)*
Türk Vatanı ve NASYONunun ebedi varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği NASYONELcilik anlayışı ve O’nun inkılâp ve ilkeleri doğrultusunda; Dünya NASYONlari ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak, Türkiye Cumhuriyetinin ebedi varlığı, refahı, maddî ve manevî mutluluğu ile çağdaş medeniyet düzeyine ulaşma azmi yönünde; NASYON iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk NASYONuna ait olduğu ve bunu NASYON adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı; Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medenî bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu;
(Değişik: 3/10/2001-4709/1 md.)
Hiçbir faaliyetin Türk NASYONEL menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihî ve manevî değerlerinin, Atatürk NASYONELizmini, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı; Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak NASYONEL kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddî ve manevî varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu; Topluca Türk vatandaşlarının NASYONEL gurur ve iftiharlarda, NASYONEL sevinç ve kederlerde, NASYONEL varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve NASYON hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirinin hak ve hürriyetlerine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla ve “Yurtta sulh, cihanda sulh” arzu ve inancı içinde, huzurlu bir hayat talebine hakları bulunduğu; FİKİR, İNANÇ VE KARARIYLA anlaşılmak, sözüne ve nefsine bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere, TÜRK NASYONU TARAFINDAN, demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatan ve NASYON sevgisine emanet ve tevdi olunur.



26 Eylül 2018 Çarşamba

OneRomanLawForALL (HEYA) is based on :

Here Guys/Dolls!! this is what St Paul subjected Christians to : Open your eyes four times and see what Our Modern OneRomanLawForALL (HEYA in Turkish) is based on:

12 Eylül 2018 Çarşamba

Lawrence DeliGomlegi HEYAnin bize nasil pazarlandigini yakinarak itiraf etmis.


"the recent reform of the constitution in Costantinople
(i.e. the revolution) is entirely due to the American
mission." They have so educated the country (without
touching the politics) that public opinion rejoiced
in reform. They have colleges all over Syria, and Asia Minor,
and in Constantinople (mostly self-supporting) and in
all of them the religious side is emphasised: also
every school is a mission station'.
Lawrence of Arabia; by J Wilson; pp.60.

7 Eylül 2018 Cuma

Kur'an'daki HAK kelimesi uzerine sorusturma


Ne guzel anlatmis, Allah Rahmet eylesin.
Bu toplantiya katilanlarin nereye toz oldugunu merak ediyorum dogrusu ;-)
Biz "VAR/YOK" kelimelerini yaratilmis seyler icin kullniriz. Allah yaratilmis bir sey degildir. Bu nedenle Ateistlerle "Tanri var/yok" edebiyati Geyik Muhabbetidir, Kur'an'a gore anlamsiz bos lafdir.
Bu toplantiya katilanlarin bugun hala 120 yildir tedavulde olan viruslu "MILLET" kavramina takmalari gerekmez miydi??!! Ne zaman biriniz cikipta tepenizdekiler "One MOMENT!!!" diyecek??!! https://twitter.com/i/moments/1000107424831832064
Mesela "MILLET" kelimesi 100 kusur yil once IT'eTurkler tarafindan viruslenmis, "NASYON"a devsirilmis, siyasi BUYUCULUGU surdurmek icin, hala da ayni BUYU surdurulmuyor mu?! Gunde kac kere icinde viruslu "MILLET" gecen kac ifade duydubunuzun farkinda misiniz?! HEYA'nizda bu viruslu "MILLET" kac defa "NASYON" yerine kullanilmis farkinda misiniz??!! viruslu "MILLI" de "NASYONAL" yerine kullanilmis, kullanilip duruluyor, Cmeiyet-i AKVAM olan BM viruslu "MILLET"'le Birlesmis MILLETLER(?!) edilmis cikilmis. Farkinda misiniz??!! Ne gezer ;-)
EU$'un Dispolitika Teorisi sudur - Salvare apparentias theory of foreign policy : http://chevalier-des-mots.blogspot.com/2018/01/salvare-apparentias-theory-of-fp-satfp.html
Bu video gizli kameradan mi kayda gecti??!! Bakalim daha kac gizli kayit su yuzune cikacak??!!
Gizliden kayda gecmeler??!! Bundan bu konusmayi yapanin haberi yoktu, olsaydi bizim de haberimiz olurdu. Bir kopyasi avraki metrukesi arasindan cikardi. ;-)





Allah rahmet eylesin. Ne kadar güzel anlatmış. Hele gerçeklik, yalan, kandırma ve dün/dündür kavramlarını anlatırken sanki bugünleri yaşıyormuş gibi...


26 Ağustos 2018 Pazar

DINCILIK Propagandasi yapiyormus musum??!!


Baba Bey wrote:
 
> Sana ne kadar hak taniyorsak ayni hakki kendimiz de talep ediyoruz.
 
yalan!
siz sekularistler olarak her turlu yasa yapma hakkini kendinizde goruyorsunuz, ayrica bu yaptiginiz yasalari baska SPEElere dayatma zulmunu de siz isliyorsunuz. Sizler SPEElere ne bir yasa yapma ne de bu yaptiklari yasalari kendilerine uygulama hakki tanimiyporsunuz, onlarin bu dogal haklarini zorbalikla bastiriyorsunuz.
Iste bu zorbaliginiza son verilecek. Sekularist yasalari sadece sekularistlere uygulanir hale donusturulecek.
 
> Sen dincilik propagandasi yapiyorsun.
 
dincilik??!!
yasacilik demek istedin, evet ben zorba Sekularistlerin yasa(din) diye sirf kendi yasalarini(dinlerini) tanidiklarini ve bu kendi yasalarini(dinlerini) digerlerine, sekularist olmayanlara zorla dayattiklarini gosteriyorum. Bu seni cileden cikariyor, oyununu bozuyor, farkindayim, ama oyle, oyununuzu bozmak icin buradayim.
 
> Bende bundan sonra dine karsi propaganda yapacagim.
 
diledigini yap, zaten kurdugunuz sekularist duzen her turlu imkaniyla propagandasini yapip duruyor, ona seninki gibi bir ciliz ses daha eklenmis hicbirsey degistirmez. Ben sizin gercek yuzunuzu sergilemeye devam edecegim, sonunda haktan yana olan ben galip gelecegim siz sekularsitlerin zulum duzeni yok edilecek.
 
> Adil bir sistem. Degil mi?
 
degil!
sekularistler olarak yasalari yapan sizsiniz, sonra bu yaptiginiz yasalari sekularist olmayanlara dayatan da sizsiniz! Bunun adalet neresinde?! Ustelik baska SPEElere hicbir yasama ve ya$ama hakki tanimayan onlari kendinize benzetmeye calisan da siz zalimlersiniz!
 
> Yoksa bir itirazin mi var?  :-)
 
cok itirazim var, onlari acikca burada dile getirecegim, igrenc yuzunuzu sergilemek icin. Zulmunuze son verilecek, hepinizden hesap sorulacak!
>
> > Ama gercek o degil! Turk olmadigin icin Turklerin
> > gerceginden de haberin yok tabii.
 
siz donmelrden Turkluk dersi alacak degilim!
 
> Agzina dikkat et.
> Ispatlayamazsan yalan söylemis olursun.
 
ispatliyamiyacagim sozu soylemem, donme oldugunu kendi itiraf ediyorsun her yazinla, fakat farkinda degilsin. Daha once buraya "Donmeh kim?" diye onlarca yazi gectim, ara, oku, kim oldugunu  ogren!
 
> Yoksa böyle yalan söylemek sizin dininizden mi geliyor?
 
siz sekularsitlerin dinindendir!
 
> Bu sözüne de bir aciklik getirmeni talep ediyorum.
 
yillar once getirdim, oku kim oldugunu anla!
 
> Benimle bir daha bu seviyede konusma.
 
sizin insanliga layik gordugunuz en alcak seviyeye inip o seviyede yapageldiklerinizi dile getirecegim ki igrenc yuznuzu gizleyecek maske bulamiyasiniz.
 
> Dönme olsa olsa kendin olmalisin, cünkü özellikle o konudan
 
ara, bul, oku ne oldugunu ogren!
 
> cok anliyorsun gibisine benziyorsun...  :-)

> Ben sana dinini ögretmeyi cabalamadim.
 
sekularistler baskalarina kendi dinlerini ogretirler, hem de zorla, kendi dinlerinden (yasalarindan) baskasininkini yasa(din) olarak tanimazlar, baskalarina yasa yapma firsati asla vermezler. Onlara gore kendi sekularist yasalari herkese yeterdir, onun icin o yasalari digerlerine uygulamak zulum degil bir tur iyiliktir;->>
 
> Ama iyi bir fikir; bundan sonra onu da yaparim ki gözünüz acilsin diye.  :-)
 
elinden geleni ardina koyma, ben oyle yapiyorum yapacagim Allah baska turlu dilemedikce.
>
> > Turklugumu de siz donmelerden ogrenecek degilim!
>
> Dönme olsa olsa kendin olmalisin, cünkü özellikle o konudan
> cok anliyorsun gibisine benziyorsun...  :-)
 
sen ne oldugunun farkinda degilsin, ogrenmek de sana acikli gelecek;->>
>
> Türklügünü ögrenmenin zamani geldi senin icin.
 
donmelerden Turkluk ogrenecek degilim!
kimin Turk olduguna Turkler karar verir, senin gibi donmeler degil!
 
> Burada Türk tartisma grubundasin, Arap grubunda degil...  :-)
>
> > Haydi baska kapiya Yalabik Sekularist!
>
> yalabik kendinsin!
>
> Ben Sekularistim (Laikci) ve gurur duyuyorum.
 
sen gurur duy dur hele, sizi itin gorune sokup cikardikca da gurur duyarsin;->>
 
> Sekularizmin amaci sizin gibilerini yoketmek degil,
 
dinle sekulrizm papazindan sekularizmin amaclarini;->>
yasalari yapan siz sekularistlersiniz, yalan mi?
o yaptiginiz yasalari herkese dayatan siz zalim sekularistlersiniz, yalan mi?
baskalarina yasa yapma hakki tanimayan, buna yeltenenleri sekularizme karci cikmakla suclayan sizsiniz, yalan mi?
baskalarinin yasalarini kendilerine uygulamalarini da engelleyen sizsiniz, yalan mi?
Anayasani oku da gel ey Sekularist!
 
> sizin gibi dindarlari ülkenin yönetiminden ve cocuklarin egitimden uzak tutmaktir.
 
hehe onlarin yerine sizin gibi sekularist dindarlari gecirip yegane din(yasa) olarak tanidiginiz sekularizmi herkese dayatmaktir, degil mi?
 
> Cünkü biz ülkemizin ve halkimizin ilerlemesini istiyoruz, gerilemesini degil.
 
evet siz saniyorsunuz ki sekularizm super dindir, yasalariniz superdir onun icin herkesi onlara boyun egmesi boyunlarinin borcudur, iste biz buna dinlerini baskalarina dayatma zulmu diyoruz. Iste biz sizin bu zulmunuze son verecegiz diyoruz. Sekularistlerin dinlerini(yasalarini) sadece sekularistlere uygulamalaini baskalarina diretememelerini saglayacagiz diyoruz.
 

> Ama ben bunu kime diyorum, sen bu yaşa kadar ögrenmemissin,
 
evet sen bunu kulahima soyluyorsun, kippeniz dustu kel gorundu...
uydurn bir din, bu superdir diye onunuze gelene dayatin;->> gecti o gunler, simdi sorgulama gunu, hesap gunu geldi sizin icin kapiniza dayandi!
 
> bu yaştan sonra ögrenecegini pek sanmiyorum.
> Senin din hocalarin sana T.C.'ye karsi düsmanligi iyice asilamis.
 
siz sekularistlerin sizin dininizden(yasalarinizdan) olmayanlara asiladigi dusmanligi baska dinlere yansitmaniz dogaldir, ancak gercek su ki duzenbazligin basinda olanlar sekularistlerdir, kendi dinlerini(yasalarini) digerlerine dayatanlar, sekularistleri diger SPEElere dusman egitenler, onlari gordukleri yerde takip edenler, ettirenler de sekularistlerdir. Bugun TC elinizde sekularistlerden bir sekularist, yeryuzundeki sekularizm zulmu icinde yer almayi kabullenmis sekularist bir duzenbazlik. Ben onun icin ozellikle TC'ye karsi degil sekularizme karsi oldugum icin TC de sekularist oldugu icin ona karsiyim.
 
> Eger S.Arabistan'in da bu işte eli varsa valla hic şaşmam...
 

SA ABD mandasidir, ABD ise sizin gibi sekularisttir, SA'da gerceklestirdikleri de sekularist ilkeler dayali bir duzenbazliktir. Diger SPEElerin varliklarini somurme duzenbazligi.

MERKEL - the real threat for EU is....

MERKEL should realize that the real threat to the EU is its secularist-fascist socio-politico-economic structure
 

Merkel should realize that the real major stumbling block for the EU to
become a super power is the tyranny of single law structure of the EU
dominated by Secularists and their fascist laws(religion) which doesn't
leave lebens-raum to other religions(laws). With such single
religion(laws) system the EU will not even be able to compose a
constitution and the whole system will degenerate to naught. Secularism
aims to degenerate the multiplicity to singularity - a typical
socio-politico-economic structural aim of fascists.  

Rifat Albayrak'a Sekularizm'in faziletleri uzerine atisma

Rifat Albayrak wrote:
 
> >Yav Pa$am sen beni T$K ile karistiriyor gibisin;->>
>
> Almadiniz tabi. Mesela ben ayağımda şort ve üstümde  atletle camiye
> girmek istedim ama almadınız  kovdunuz. Git örtün de öyle gel dediniz.
> Sen dedin.:) Tamam mı?
> Kaldı ki hükumet binaları insanın evi, camiler ise Allah'ın evidir.
 
Allah evine nasil bir edep ve adab icinde girilecegini soylemiyor mu Kitabinda?
Baskasinin seni kovmasini beklemeye ne gerek, Allah'in evine Allah'in evine girer gibi girsen sen kovmaya kim curet edebilir?
Sen Allah'in eviyle Ba$anin makamini birbirne karistiriyorsun.
 
> Senin ne hakkın var beni Allah'ın evinden kovmağa? Ama oluyor işte.
 
Ben kimseyi Allah'in evinden kovamadim, ancak Allah'in evinin kapisinda aylak aylak sigara icneleri "Burasi Allah'in evidir, ona gore davranin!" diye uyardigim cok olmustur.
Bir de Misir'da bir muddet kaldigimda Allah'in evlerini ziyaret ederken kapida bilet kesenlerin benim iceri girmemi engellemeye calistiginda "Burasi Allah'in evidir, Atalarim tarafindan insa edilmistir deyip iceri girdigimde beni kimse durduramamistir".
Sen Allah'in evine falan girmek istemiyorsun tabi bu kisa pantalonunla, sadece kendince Allah'in evinin adabina aykiri hareket ederek yeni yetisme ruh haletiyle ilgi toplamak istiyorsun etrafindan.
 
>
> >> an iş çığrından çıkar. Ki senin burada insanları akletmeğe davet etmen
> >> kendi görüş ve düşünüşlerini diğerlerine empoze etmektir. Ondan sonra
>
> >akletmek ne zamandan beri empoze etmek oluyor, kitabini getiiiir!
>
> Yani ben şimdi Çarşamba semtine gitsem yanımda Amerika'dan gelme
> mini etekli bir misafirim olsa, esnaf esnaf dolaşıp alışveriş yapmağa
> kalkışsak bu akledenlerden biri homurdanmaya başlamayacak mı? Ve bu da
> empoze etmek olmaz mı?
 
sizden ogrendiler degil mi, siz siniz tek yasali duzeni herkese empoze etmeye calisan, bunlarda size ayni islemi cekmeye baslayinca kotu oluiyorlar. Halbu ki ben ne diyorum;-> Birakiniz her sosyo-politik entite kendi kurallarini kendi koysun kendi uyelerine uygulamak uzere, hic kimseye kendi kurallarini baska bir sosyo-politik entitenin uyelerine uygulama hakki verilsin demiyorum. Boylece insanlar birbiri daha iyi taniyip aralarinda emniyet icinde anlamli iliskiler gelistirebilir. Fakat ortada T$K'gibi zorba bir ornek varken tabii ki Carsamba'dakiler de kendi hayat tarzlarini korumak icin ayni T$K usulu zorbaliga basvuracaklardir. Bu sosyo-politik entitelerin kendini korma icgudusunden doguyor. Ben sekularistlerin kendi yasalarini yapip, sekularistlere uygulamasina falan karsi degilim, benim karsi oldugum sekularistlerin yasalarini sekularit olmayanlara zorla uygulamaya kalkismalaridir. sosyo-politik entitelere esit haklar saglandiginda ortam senin gordugunden cok daha baska bir ortama donusecek, bu entiteler kendini tehdit altinda hissetmiyeceklerinde birbirleni entite olarak taniyip saymayi entiteler arasi iliski ve iletisim gelistirmeyi ogrenecekler, boylece birbirlerine saygili olarak birlikte yasamayi ogreneceklerdir. Bunun tarihte bircok ornegi gerceklestirilmis bulunuyor.
 
>
> Tabi bu yaptığını TSK yapmaz. Senin davranışın tamamen ayrı.  TSK
> türbana karşıdır, başörtüsüne değil. Türban ise tamamen politiktir
> dinle minle alakası bile yoktur.
> Senin yaptığın düpedüz takiye şimdi burada. O başka mesele.
 
falan, filan, yukarida yazdiklarimi oku. T$K ne hakla kimin ne giyecegine kara veriyor!
dikkat et kendi dilegiyle T$K'li olmak isteyenlerin giyimine kusamini karismasin demiyorum.
>
> >Kitap'tan donenin kalemi kirilsin!
>
> Heh. Sizin çevrelerde Kitap'tan dönenin *kafası* kırılsın denir. Hiç
> mi Hizbullah-Kurban filmi seyretmedin be?
> (Sahi o filimleri siz avam kamarasına göstermediler dudaklarınızın
> uçuklamaması için.)
 
Pa$am sen gercek pesinde misin yoksa film pesinde mi;->>
sen Bush'un Hizbullah uzerine kac ton bomba yagdirdigini izlemedin galiba, havada ucusan kol, bacak, beyin, cocuk kulagi falan bunlari goremiyorsun herhalde, bir kisinin yere koyun gibi yatirilip keskin bir bicakla bozlanmasi sana dehset verirken bu ucusan coluk cocuk kafa ve bacaklari hicbirsey ifade etmiyor sana...Pa$am ben sana ne diyeyim, sen savas gormemissin, Allah'in kurallarina gore savasmayanlarin zalimlerin ta kendisi oldugunu nereden bileceksin. Sana gore savasta hersey mubahtir, bu ucusan kol, bacak kafalar da ancak colateral damage'dir, bunlara kiyasla insani bir kontak kurarak bire-bir adam bogazlama vahsettir. Insanlar birtakim dugmelere basarak uzaktan birbirlerini oldurmelidir ki cinayetlerinden kendilerini yalitmis olsunlar. Yada ucaga atlayip sinsice birkac tonluk malum bombadan birilerinin uzerine birakarak uzaklasip yuzbinlerin yeryuzunde cehennem azabi cekmelerini saglamalidirlar ki tarih onlari sukranlikla ansin.
"bunlarin uzerine malum bombadan atacaksin" diyen sen degil miydin?
 
> >"$"'sinde;->>
>
> Eee pazara giderken de Kitap götürüyorsun ya. Pazarda ne yapacaksın?
> Alışveriş? Yoksa vaaz mı vereceksin? Aynı şey. Para para. Meta. Mal.
 
Allah'in buyruklarina gore alis-veris yapacagim tabii, teraziyi dogru mu tutuyorum egri mi Kitaba gore saptayacagim ki Ahirette hesap vermem kolaylassin. Evet hayat bir alis-veris hesabini, hesap sorulacagini iyi bildikten sonra. Bence pazara Kitapsiz giden gafildir! Kendine bir sor bir bilgisayar alacaksin hesaplamadan kitaplamadan daliyorsun pazara adami oyle bir soguslerler ki neye ugradigini sasirirsin;-) Iste Hayat Pazari bundan daha korkunc bir rekabetin oldugu yerdir, orada Kitapsiz bir saniye dayanamayip Cehennem'i boyliyabilirsin. Rakibin de amansiz dusmanin Seytan unutma. Pazara kitapsiz-deftersiz akletmeyen bir ordek dusse de soguslesem diye ellerini ogusturup duruyor;->>
 
> Varlık. Canlı vücutlarındaki yağ hücreleri.  Herşeyin temelinde
> varlığını idame içgüdüsü yatıyor. Bu idame için herşey mübah.
 
sana gore hersey mubah, bize goreyse neyin mubah oldugu apacik bir Kitapta yazili.
 
> İnsanlara Allah da satabilirsin din de iman da.
> Bu böyle.
>
> >> Dünyanın en kazançlı işi din iman satmak değil mi?
>
> >sen Allah'in apacik Kitabi yerine Dursun Dede'nin hurafesine ragbet
> >ettigin surece dedigin dogru. Mesela bu cumleden olarak Sekularizm
>
> Herhalde T. Dursun'dan bahsediyorsun. Hiç okumadım. Tek bir yazısını
> bile. Sadece İnternet'te hakkında yazılanlardan dolayı biliyorum o
> ismi.
>
> >dunyanin en super dinidir, Dunya'nin en guclu silahlariyla en verimli,
> >zengin yataklarini diledigi gibi somurup Sekularizmi herkese silah elde
> >kanun zoruyla kabul etirmeye azmetmis bir zorbalik dini.
>
> Hayır Türkiye'deki o değil. O dediğini buş filan yapıyor ama o da
> dinci. :)) Bazan Allah ile konuşur felan.. Yani bu kadar yakın din,
> haraç mezat işlerine. Biliyorsun bunları. Benim söylememe gerek yok.
 
senle once "din" deyince ne demek istedigimiz konusunda anlasalim ondan sonra bu kelimeyi ikimizin de anliyacagi bir sekilde kullanalim ki bosa laflamiyalim. Ben bu cumleden olarak senin yukaridaki sozlerinden hicbirsey anlamiyorum. Bush Sekularist Anayasasina danismadan tuvalete bile gidemez. O salak kendini Hiristiyan sayan Sekularistten baska birsey degildir.
>
> Peki Türkiye'deki nedir diyeceksin. Türkiye'deki 1500 sene öncesinin
> karanlığından kurtulma çabalarıdır. İçinde bulunduğumuz zamana gelme
> çabalarıdır. Ve gayet naif bir yolla bu çabalar sürdürülür
> Türkiyemizde. Yoksa bana kalsa... Bomba! Kalan sağlar bizimdir anasını
> satayım.
 
evet sanin gibi zalimlere kalsa "malum bomba"...sen kendine sordun mu kimden aliyorsun bu "bombalama" hakkini? Bush gibi sana da mi bunlari Seytan fisildiyor;-))
 
> Yoksa ne TSK ne de başa geçen hükumetler gidip diğerlerinin petrolüne
> malına göz dikmemiştir. Ha bak 'sen' dersen olur. Ben Rıfat olarak
 
bunlar uluslarinin ensesinde boza pisirmekten baska bir huneri olmayan cag-disi acubelerdir de ondan;-))
 
> yaparım. Gider bir güzel ellerinden petrolü alır kendim kullanırım ya
> da  satarım.
> Yapmazsam namerdim. Neden mi? Ya işte ben böyleyim hıyar adamın
> tekiyim. Var mı daha diyebileceğin? :))
 
var, sen Seytan'a uyma derim;->>
>
> >> Demek ki o zaman sen de benim gibi sorgulayacaksın. Ki kitapta
> >> olmayanlar ayıklanabilsin.
>
> >Allah'in Kitabinin her turlu sorgulamaya apacik oldugunu yeni mi
> >ogrendin? Sorgulamadan nasil anliyacaksin? Allah Kitabinda sorgulanma
> >ornekleri ver miyor mu? Sorgulamanin nasil yailacagini ogret miyor mu?
> >Akledin ey Insanlar demiyor mu?
> >Sen hangi devide yasiyorsun be Pa$am?!
>
> İyi güzel de.. Daha senin bir kere bile olsun bu ortalıkta takke cüppe
 
iktidarda olanlar onlar degil ki, Sekularistler. Yasalari onlar yapip kendileri disindakilere silah zoruyla dayatsalar onlara da karsi cikardim. Sen hala burada neye karsi oldugumu anlamiyorsun.
Bne diyorum ki nasil ki T$K yasa yapip uygulama hakkina sahip ve bu yasalari herkese zorla uygulama hakkina sahip sayiyor kendini, iste bu "herkese uygulama hakki oldugu vehminden" vazgecsin, bu yasa yapip uygulama hakki takke-cubbelilere de taninsin herkes kenid yaptigi yasalar kendi uymayi kabullensin, kimse digerlerine de yasalarini dayatma hakki oldugunu vehmetmesin. Vehmederse cingar cikar, iste o cingar cikmak uzere, ben bunun onune gecmek istiyorum Azizim Pa$am!
 
> ve uzun donla dolaşanlara tek kelime atfettiğini göremedik  henüz.
> Aksine onları savunuyorsun (kişisel hürriyetleri dini hürriyetleri
> babından savunuyorsun yani.) Oysa siz o Kitabı benim kadar
> anlayabilseydiniz aynen benim gibi olurdunuz; sekularist yani.
> hehehehe
 

hee yaa senin gibi Sekularist Musluman, Sekularist Hiristiyan Bush, Sekularist Yahudi yok mu saniyorsun, dunya sizin gibi ne idugunu bilemezlerle dolu olmasa Sekularistler saltanatta bir saniye bile kalabilri miydi saniyorsun/? Sen kendini hic yanliz sanma, siz esekler oldugu surece size semer vuracak Sekularitlerin kitligina kiran mi coktu;->RO(T/F)L
Seytan halinize oyle bir guluyor ki sorma, yerlerde takla atarak;->RO(T/F)L

Halife Abdulhamid II'nin duasinin duzeltilmis hali:

" Allahım helal etmiyorum!   Şahsımı değil, ümmetimi bu hale getirenlere, hakkımı helal etmiyorum! Beni, benim için lif lif yolsalar, c...